Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Hangi konuda yazsam diye kararsız kalmıştım. Deprem sonrası bu konuya değinmeyi uygun gördüm. Sevgili Renk Cümbüşü kadınlar, hepimiz üzüntü, kaygı ,korku ,çaresizlik duyguları içerisinde oldukça sıkıştık kaldık. Özellikle istanbul’da yaşayan hemen herkes hemen güneye insem bir tiny house yapsam-alsam gibi çareleri düşünmeye başladı.

İşte tamda bunun üzerine sizinle deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Biz iki yıl önce eşim ile beyaz yakalı olarak Fethiye’ye yerleştik. Büyük şehirden sonra doğada doğal yaşam  isteği ile çalışma hayatına adaptasyon vs. yoğun bir değişim süreci başlamış oldu. Hiçbir şey  göründüğü veya hayal edildiği gibi olmuyormuş. Öncelikle İstanbul sonrası burada yaşam her gün İstanbul’da Pazar günü tadında yaşanıyor. İlk bir ay ben işe giderken koştururken buldum kendimi. Oysa ki çok gereksiz çünkü yürüyerek bile 45 dakikalık bir mesafedeydi iş yerim. İstanbul’da vapur, Metrobüs ,otobüs, taksi, Marmaray gibi tüm ulaşım araçlarını gün içinde kullanan ben için çok yavaştı bu tempo. Yolda el edip durdurabileceğiniz taksi yok mesela. Duraktan çağırmak gerekiyor. Sonra insanlar çok rahat asla telaşa, strese yer yok. Devlet dairesinde bile sistem başka ve yavaş yürüyor. Bahçe işleri öyle saksıda çiçek yetiştirmeye benzemiyormuş. Toprak bereketli, su bol ama bitkilerin her biri farklı nazlı .Burada çiftçinin emeğine daha fazla teşekkür etmeyi öğrendik. Bir heves  100 metrekare bahçemize her şeyi ekmek istedik. Ektik ama  bol bol kabak yedik. Çünkü her biri farklı bakım istiyor ve her gün mesai yapman lazım. Böceği, gübresi, tohumu vs. Üretmek çok keyifli, bahçeden koparıp yemek yapmak Ama her şey gibi o da bilgi , tecrübe emek istiyor. İş çıkışında bahçede mesai başlıyor. Eşim sebze ben çiçek yetiştirme işini bayağı tecrübe ettik. Ağaçlarla ,bitkilerle bir bağ kuruyorsunuz. Onlarla konuştukça şekil alıyor yaşam. Evimin önünde bir portakal bir mandalina ağacı var. Mandalina ağacım hastalandı. Köklerinden almış hastalığı ,günlerce ağladım, konuştum onunla .Mutfakta turuncu turuncu bakardı bana .Kesilmesi gerekiyor dediler ama ilaçla kurtardık. Bu yıl turuncu turuncu bakmadı bana ama yaşama döndü.Seneye inşallah. Her mevsim başka güzel Portakal Hanım var. Mis gibi çiçekleri kokuyor bugünlerde sonra yavaş yavaş meyvesi büyüyor. Her sabah uyanıyorum biraz daha büyümüş. Sonra sarıya, turuncuya dönüyor rengi. Her anı başka güzel komşum portakalın. Yatak odasının camından her sabah bana günaydın diyen bir limon ağacım var. Doktor hanım diyorum ona yanında küçük bir zeytin var. O da bahçenin sanat merkezi çünkü çok güzel kuşlar geliyor ötüşlerine doyum olmuyor. Onun dallarını samimi bir çay bahçesine benzetirim mesela  Çengelköy Çınaraltı Kafe.

Tabii her şey toz pembe değil. Burada kışlar oldukça sert geçiyor. Asla büyük şehirdeki doğalgaz konforunu burada yaşayamazsın. Buraların yerlisi bizim gibi üşümüyor. Hiç giymediğim kalınlıkta kıyafet giydim burada. Kayak tatilinde bile bu kadar kalın giyinmemiştim. Evler yalıtımsız yapılıyor bu bölgede bu sebeple çok soğuk oluyor. Dağlarda kar olduğundan soğuk keskin olur. Bu sebeple tıny house’ta yaşam kolay değil. Elbette kışın gidecek bir eviniz var ise tıny house bahar ve yaz aylarında çok keyifli ama sürekli yaşamayı düşünmeyin. Buralara taşınmadan yağmurluk, yağmur ayakkabısı, çizmesi alışverişinizi yapmalısınız. Unutmadan bahar aylarında çiçeklerden dolayı alerjik durumlar yaşanıyor. Doktorlar büyük şehirden gelenlerde bu tip durumların ilk bir iki yıl sürdüğünü söylüyorlar…

Sevgiyle…

Gri.

Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler