Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Sevgili Okur 2

Okurken Dinlemelik Müzik

 Son yazımda diyete başlayacağım demiştim. Başladım başlamasına da an itibariyle biraz açım. Diyet yapıp, kuş kadar yiyip, hiç acıkmıyorum diyenlere inanmıyorum. Kendimizi kandırmayalım. Diyet yapmamış insan değiliz, gayet de acıkıyoruz.

        Ömrüm boyunca dört büyük diyet yaptım. Birincisine başladığımda 126 kiloydum. Hayatımdan nefret ediyordum. Kendimden ve hayattan tüm hıncımı yiyerek çıkarırım sanıyordum. Meğerse şeker ve hipotroidi hastasıymışım. Artık hangisi önce başladı bilmiyorum. Obezlik mi diğerleri mi? Yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan. Benden daha gayretli bir doktorum vardı, diyet boyunca sağ olsun çok destek oldu. İki senede kardeş gibi olduk, 45 kilo verdim. O kadar kilo verince hayatım değişir sandım. Değişmedi, hala hayatımdan nefret ediyordum. Gene de 45 kilo daha hafif olmak insana iyi geliyor sevgili okur. 

Sonra ne oldu bilmiyorum, gene kilo almaya başladım. Aslında biliyorum tabi ne olduğunu ama anlatmama hakkımı tecahüliarif yaparak kullanmak istiyorum. 

Kilo alınca doktorum bana içerledi. Kontrole her gidişimde gayrimemnun bir “cıkcıkcık” sesi eşlik ediyordu muayeneye. Bana ne diller döktü. Ben de ona diller döktüm “Valla az yiyorum!”

       100 kiloyu geçince bu iş böyle olmaz diyip gene diyete başladım. Dedim bu sefer spor da yapayım. O gazla spor salonuna yazıldım. Senelik ücreti üç aylık maaşım. İnsanlar şöyle bir hataya düşüyor sanırım, senelik ücretini verirsem muhakkak giderim. Oysa genelde şöyle işliyor durum: parasını verdim, ister giderim ister gitmem. İnsan zihni çok garip sevgili okur. Sporu az yapsam da güzel kilo verdim. 80’lere düştüm. Doktorumun yüzü gülüyor. Pilates, yoga derken vücut iyice küçülüyor. Herkes memnun. Gardrop her bedenden kıyafetle dolu. Yenilerini alıyorum ama eskileri atamıyorum. Ya gene alırsam? Kafadan bu ihtimali silmek gerekiyormuş meğer. Bu döngü iki kere daha devretti şimdiye dek. Tabii bu arada ketosundan eliminasyonuna, glutensiz beslenmesinden veganına, Akdeniz tipi beslenmeden aralıklı oruca her şeyi denedim. Güzel haber hepsi kilo vermeyi sağlıyor, kötü haber bırakınca tekrar kilo alınıyor. Sağlıklı beslenmeyi asla bırakmamak gerekiyor.

     Bir iyi haber de şu ki bu sefer yüzlere gelmeden harekete geçiyorum. Doktorum galiba benden umudu kesti. Son kontrolde hiç “cıkcık” demedi. Muayeneden sonra kahve söyledi, işleri güçleri sordu. “Sevgilin?” dedi, “Allah belasını versin” diyecek oldum. Ama demedim. Bela okumak bana hiç yakışmaz sevgili okur. Annem hep “Bela okursan dönüp dolaşıp başına gelir.” der. Onun hak ettiği belanın benim başıma gelmesini hiç adaletli bulmuyorum, bir de evrenle ve karmayla uğraşmak istemiyorum. Karnım aç, öğüne 2 saat var. Ama sizlere yazmak çok iyi geldi. 

Okuyan gözlerinizden öperim sevgili okur. Kim bilir bir sonraki yazımda şöyle beş kilo vermiş olurum, beraber kutlarız.

Macenta

       Son yazımda diyete başlayacağım demiştim. Başladım başlamasına da an itibariyle biraz açım. Diyet yapıp, kuş kadar yiyip, hiç acıkmıyorum diyenlere inanmıyorum. Kendimizi kandırmayalım. Diyet yapmamış insan değiliz, gayet de acıkıyoruz.

        Ömrüm boyunca dört büyük diyet yaptım. Birincisine başladığımda 126 kiloydum. Hayatımdan nefret ediyordum. Kendimden ve hayattan tüm hıncımı yiyerek çıkarırım sanıyordum. Meğerse şeker ve hipotroidi hastasıymışım. Artık hangisi önce başladı bilmiyorum. Obezlik mi diğerleri mi? Yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan. Benden daha gayretli bir doktorum vardı, diyet boyunca sağ olsun çok destek oldu. İki senede kardeş gibi olduk, 45 kilo verdim. O kadar kilo verince hayatım değişir sandım. Değişmedi, hala hayatımdan nefret ediyordum. Gene de 45 kilo daha hafif olmak insana iyi geliyor sevgili okur. 

Sonra ne oldu bilmiyorum, gene kilo almaya başladım. Aslında biliyorum tabi ne olduğunu ama anlatmama hakkımı tecahüliarif yaparak kullanmak istiyorum. 

Kilo alınca doktorum bana içerledi. Kontrole her gidişimde gayrimemnun bir “cıkcıkcık” sesi eşlik ediyordu muayeneye. Bana ne diller döktü. Ben de ona diller döktüm “Valla az yiyorum!”

       100 kiloyu geçince bu iş böyle olmaz diyip gene diyete başladım. Dedim bu sefer spor da yapayım. O gazla spor salonuna yazıldım. Senelik ücreti üç aylık maaşım. İnsanlar şöyle bir hataya düşüyor sanırım, senelik ücretini verirsem muhakkak giderim. Oysa genelde şöyle işliyor durum: parasını verdim, ister giderim ister gitmem. İnsan zihni çok garip sevgili okur. Sporu az yapsam da güzel kilo verdim. 80’lere düştüm. Doktorumun yüzü gülüyor. Pilates, yoga derken vücut iyice küçülüyor. Herkes memnun. Gardrop her bedenden kıyafetle dolu. Yenilerini alıyorum ama eskileri atamıyorum. Ya gene alırsam? Kafadan bu ihtimali silmek gerekiyormuş meğer. Bu döngü iki kere daha devretti şimdiye dek. Tabii bu arada ketosundan eliminasyonuna, glutensiz beslenmesinden veganına, Akdeniz tipi beslenmeden aralıklı oruca her şeyi denedim. Güzel haber hepsi kilo vermeyi sağlıyor, kötü haber bırakınca tekrar kilo alınıyor. Sağlıklı beslenmeyi asla bırakmamak gerekiyor.

     Bir iyi haber de şu ki bu sefer yüzlere gelmeden harekete geçiyorum. Doktorum galiba benden umudu kesti. Son kontrolde hiç “cıkcık” demedi. Muayeneden sonra kahve söyledi, işleri güçleri sordu. “Sevgilin?” dedi, “Allah belasını versin” diyecek oldum. Ama demedim. Bela okumak bana hiç yakışmaz sevgili okur. Annem hep “Bela okursan dönüp dolaşıp başına gelir.” der. Onun hak ettiği belanın benim başıma gelmesini hiç adaletli bulmuyorum, bir de evrenle ve karmayla uğraşmak istemiyorum. Karnım aç, öğüne 2 saat var. Ama sizlere yazmak çok iyi geldi. 

Okuyan gözlerinizden öperim sevgili okur. Kim bilir bir sonraki yazımda şöyle beş kilo vermiş olurum, beraber kutlarız.

Macenta

Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler