Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Noktaların Birleşmesi

Okurken Dinlemelik Müzik

Ahmet ve Mustafa hoca, kısa bir süre vapurun gelmesini bekledikten sonra birlikte vapura bindiler, hava soğuktu ve yağmur atıştırmaya başlamıştı. İçeri girdiklerinde vapurun camları içerdeki sıcak havadan ve nemden buğulanmaya başlamıştı. En yakın koltuğa hocanın oturması için işaret eden Ahmet, etrafına bakındıktan sonra az ilerdeki vapurun büfesinden iki tane salep aldı ve hemen hocanın yanına oturdu.

– Hocam diye başladı Ahmet konuşmaya, babamın beni size ilk getirdiği günü hatırlıyor musunuz? Diye sordu.

Gözlerinde beliren özlemle; -İlk kez ebru yaptığın günü mü? Diyorsun diye cevapladı Mustafa hoca.

Ahmet onaylar şekilde usulca başını sallarken,

-Hatırlamaz olur muyum, ne kadar da küçüktün diye devam etti Mustafa Hoca.

 -Sizi ilk gördüğümde çok utanmıştım hocam. Ne yaptığınızı da anlamamıştım üstelik. Diye ekledi Ahmet.

-Babanın arkasına saklanmıştın dedi Hoca, gülümseyerek.

İkisinin de yüzünde beliren tebessümle birlikte bir anda o güne, anılarına gitmişlerdi…

‘O gün babasıyla birlikte atölyeye girdiğinde Mustafa Hoca’yı elindeki fırçayı masanın üzerinde duran tepsiye doğru sallarken gördü Ahmet.  

-Kolay gelsin Hocam dedi, babası.

 Onları görmekten memnuniyeti her halinden belli olan Hoca; -Sağ olun, hoş geldiniz dedi.

 O sırada Ahmet biraz şakın ne yaptığını anlamaya çalışarak hocayı izliyordu.

Hoca elindeki fırçayı bırakıp, yavaşça masadan aldığı kâğıdı tekneye serdi ardından babasının yanında çekinerek duran ufaklığa biraz eğilerek;

 -Adın ne senin oğlum? Diye sordu.

Küçük Ahmet cevap vermek bir yana sesini bile çıkaramadı.

Babası söze girerek -Ahmet, Hocam. Dedi.

Hoca sevecen bir tavırla; -Ahmet oğlu, Ahmet öyle mi? Dedi.

-Evet Hocam dedi babası, gülümseyerek,

-Demek üçüncü kuşak Ahmet oldu… Dedikten sonra Ahmet’e doğru küçük bir adım attı. Hemen babasının bacağına sarılan Ahmet, göz ucu ile hâlâ Hoca’ya bakıyordu. Hoca eğilerek Ahmet’in gözlerinin içine baktı.

-Nasıl yapıldığını görmek ister misin? Diye sordu ebru teknesini göstererek.

Aslında Küçük Ahmet çok istiyordu ama çekindiğinden istiyorum diyememişti. Biraz teşvik gerekiyordu ki, babası tam da zamanında imdadına yetişmişti. Hafifçe Ahmet’in önünden çekilerek;

– Hadi bakalım. Dedi. Elini tutup hocaya doğru yönlendirerek.

Hoca usulca Ahmet’in elini tutmuştu. Biraz çekinerek de olsa yavaş yavaş üzerinde ebru teknesinin bulunduğu masanın yanına geldiler. Hoca masanın altındaki tabureyi çekerek Ahmet’in masaya yetişmesini sağladı.

Teknenin başında az önce yaptığı ebruyu çıkardıktan sonra Hoca fırçayı boyaya batırıp suyun üzerine usulca serpti. Fırçadan düşen yüzlerce boya damlacığı teknenin içindeki suda dağılmaya başlamıştı. Boyaların halini gören Ahmet Hoca’yı şaşkınlıkla izliyordu. Onun şaşkınlığını fark eden Mustafa Hoca;

-Önce izle sonra birlikte yapalım olur mu? Dedi.

Küçük Ahmet usulca başını salladı.

Sonra hoca farklı farklı ama canlı renkleri alarak harika bir battal ebru yaptı. Sonra sıra Ahmet’e gelmişti. Heyecandan kalbi küt küt atıyordu. Onun heyecanını Hoca da fark etmişti. Ahmet’i rahatlatmaya çalışarak;

– Önce teknemizi temizleyelim ki senin ebrun daha güzel olsun dedi.

Sonra; -Havadaki kokuyu hissediyor musun? Diye sordu.

Ahmet: -Evet dedi. Gerçekten de daha önce hiç duymadığı bir koku vardı. Aslında güzel bir koku da değildi.

Hoca: -Bu boyaların kokusu. Sevdin mi?

Küçük Ahmet başını hayır anlamında iki yana salladı.

Babası ve Hoca gülümsediler.

Hoca: -Bunlar doğal boyalar o yüzden kokuları biraz sana farklı gelebilir. Sonra alışırsın. Dedi.

Babası araya girerek: -Sonra da müptelası olursun. Dedi.

 -Haydi gel başlayalım. Dedi ve anlatmaya başladı, Hoca… Teknenin içini göstererek burası senin gökyüzün olsun, olur mu? Dedi.

Ahmet anlamamıştı. Sonra dayanamayıp sordu: -Suyla dolu nasıl gökyüzü olsun? dedi.

Hoca Ahmet’in sorusunu beğenmişti, gülümseyerek: -Yağmur nerden yağıyor? Diye sordu.

 -Gökyüzünden diye cevap verdi, Ahmet.

Hoca cevaptan memnun; -Eeee ikisi de su dolu demek ki… peki o zaman burası neden senin gökyüzün olmasın? Dedi.

Bu soru Ahmet’e biraz mantıklı gelmişti ama tam da ikna olmamıştı.

Hoca devam etti. Teknenin içini tekrar göstererek; -Şimdi bu gökyüzü senin dedi. Ve ardından ekledi.

-İstediğin renge boyayabilirsin.

Ahmet kavanozların içindeki renklere baktı. O kadar çok renk vardı ki hangisinden başlayacağını bilemedi. Kararsızlığını gören Hoca;

–  En sevdiğin renkten başlayabilirsin mesela… dedi onu teşvik etmek istercesine…

Ahmet hala boyalara bakıyordu. Elini uzatıp masanın kenarına dokundu. Boyalardan birini almaktan korkarcasına öylece bekledi.

Onu gören hoca tekrar anlatmaya başladı;

-Yamaçta çok uzun ipleri olan bir salıncakta olduğunu düşün. Boyadığın gökyüzüne doğru uçarcasına sallandığını hayal et. Sakın korkma! Seni baban sallıyor. Gidebildiğin yere kadar git bakalım. Ne göreceksin sonra bize anlatırsın tamam mı?

Ahmet usulca başını salladı. Mademki gökyüzünü boyayacaktı o zaman mavi olmalıydı. Elini mavi renge doğru uzattı. Boyanın içindeki fırçayı aldı. Hocanın da yardımıyla boyayı suya serpti. Sonra turuncu ve sırasıyla diğer sevdiği renkler. Suya düşen küçük noktalar hemen açılıp daha büyük rengarenk noktalara dönüşüyordu. Sonra tekneye serptiği boyaların oluşturduğu iç içe renklere, şekillere hayretle bakarken birden kalbi gümbür gümbür atmaya başladı. Gerçekten salıncaktaydı. İnanamıyordu. Bir ileri bir geri salıncakta sallanmaya başladı. Giderek hızlanan salıncağın ipleri de sanki giderek uzuyordu. İpler öylesine uzamıştı ki salıncak artık hiç geri gelmiyor tek yöne doğru hiç durmadan ilerlemeye devam ediyordu. Onunla birlikte küçük Ahmet’in kalbi de hızlanıyor sanki yerinden çıkacak gibi oluyordu. Ahmet, seçtiği renklerin birer birer kaybolduğunu ve hepsinin beyaza doğru değiştiğini görüyordu. Başlangıçta rengarenk olan gökyüzü artık bembeyaz olmuştu. Bu beyaz renkli gökyüzünde adeta kendisinin kaybolduğunu hissederken, babasının sesiyle kendine geldi.

– Hadi bakalım kâğıdı tekneye koy da ne yapmışsın biz de görelim. Dedi.

Mustafa Hoca’nın da yardımı ile boyaları kâğıda aldılar. Hoca kâğıdın ön yüzünü çevirdiğinde Ahmet heyecanla: -Aaa ne kadar değişik oldu. dedi

Babası ve hoca gülümserken, Ahmet başına ne geldiğini anlamaya çalışırken yaşadığı tecrübeyi paylaşmak istercesine;

-Önce renkli, sonra beyaz, sonra tekrar renkli dedi.

Ahmet ‘in anlatmaya çalıştığını diğerleri tam anladı mı bilinmez.  Ahmet kendisi de tam olarak ne yaşadığını anlamamıştı zaten.

Ahmet yaptığı ebruya hayranlıkla bakarken Hoca;

-O senin tabi ki götürebilirsin dedi. Ama önce kuruması lazım. Ben senin için onu saklarım. Bir daha gelince alırsın olur mu? Dedi.

Ahmetcik başını salladı. Pek memnun olmamıştı bu işe çünkü hemen alıp eve götürmek, annesine arkadaşlarına göstermek istiyordu.

 -Hadi bakalım gitme vakti. Annen bekliyor dedi, babası.

Küçük Ahmet yaptığı eserini alamamanın burukluğu ile boynunu büküp atölyeden çıktı. Onları kapıdan uğurlayan Hoca Ahmet’e: -Seni tekrar bekliyorum dedi. 

Küçük Ahmet el sallayarak vedalaştı.

Vapurda hoca ve Ahmet o günleri tekrar yaşamışlardı. İkisinin de gözleri doldu. Ahmet: -Zaten o ilk ve son gelişimdi. Sonrasını biliyorsun Hocam. Dedi.

Hoca üzgün bir ifadeyle: -Biliyorum dedi.

Ahmet: -Ancak üniversiteden sonra sizi bulabildim.

Bir süre sessizlik oldu…

                                                                       Ela

Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler