Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Merhaba

Okurken Dinlemelik Müzik

YOSUN SAÇLI KIZ

MERHABA

İlk yazım olunca herkese bir merhaba ile başlamak istedim.  Yazının konusu, Kırmızı, yazısında Yosun Saçlı Kız’dan bahsedince belli oldu: Yosun Saçlı Kız’a cevap hakkı doğdu.

İşlerin arasında hangisine yetişeceğim diye düşünürken, önüme düşen metinle, bir baktım ki, önceki neslin şimdiki benle aynı yaşta olduğu yıllara dönüvermişim. Heyhat!

Dönelim bakalım.

Sözlerimizi geri alamayıp, yazdığımızı yeniden yazamadığımız yıllardı. Bir daha geri dönemiyorduk, sanki o günlerde arkamızda şimdikinden çook daha uzun bir geçmiş varmış gibi…

Yosun Saçlı Kız, kalabalık belediye otobüsünde (15F) annesi ve babası ile oturduğu üçlü yan koltukta, sonraki 4 yıl için yerleşeceği yere doğru giderken, dizlerinin üzerinde bir baskı hissetti. Başını kaldırdı; gözlüğünün ardından capcanlı renkli gözleri ile sıkıntılı bakan kızı gördü. Arkasında ise ifadesiz suratı ile güya sadece otobüste gidiyormuş gibi rol kesen bir adam vardı. Hemen anladı kızın sıkıntısının nedenini. Evet, vardı gerçekten böyleleri* ve daha ilk günden karşılarına çıkmıştı. Kızı utandırmak istemeden, yeterince sert bir dille adamı uyardı. “Biraz geri çekilir misiniz, sıkışıyoruz burada!” Silik suratlı silik adam, salisesinde kalabalık otobüste ortadan kayboldu.  Kızla bakıştılar. “Öğrenci misiniz”, “bölüm ne” derken oradan aldı bir muhabbet; Yosun Saçlı Kız’ın sonradan dostlarından olacak yeni bir arkadaşı olmuştu.

İlk aylar geride kalıp, düzen kurulduktan sonraydı.

Siyah tüylü kapüşonu olan kırmızı montu, çıkık al elmacıklarının taşıdığı yuvarlak gözlükleri, dikkatli bakışları ve kibar konuşmaya özen gösteren ses tonu ile girişte ve merdivenlerde sık sık karşılaştığı, adını bilmeyip, her nedense her karşılaşmalarında selamlaştığı biri belirdi zamanla. Onu her gördüğünde sağından solundan bir şeyler sallanıyor oluyordu, ya postacı biçimi çapraz asılmış haki bir çanta ya boynuna iki defa dolanmış upuzun kaşkolünün uçları yahut da walkmaninin kulaklıkları…

Aslında uzun zaman neden sadece selamlaşmakla kaldığımızı şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Sürekli son giriş saatinde giriyordu ve kendi etrafındakiler ile çok doluydu muhtemelen. Kırmızı’nın da dediği gibi, esasında alaşım dönemimiz biraz sürdü kendimizin bile fark etmeyeceği şekilde. O dışa dönüktü, ben biraz kendime… Ama ortak yönümüz vardı, “paylaşırdık”. O konuşarak hatta bazen abartı ile paylaşırdı, ben sakin…  Gülmesi “gülüyorum ben”, ağlaması “ağlıyorum ben” idi.

Sonraki günler kıvrık kirpikli kızı tanıdım, hareketliydi, kelimelerini dikkatli seçerdi, hala öyledir.  Ama onunla asıl, bizi bir araya getiren binada miadımız dolduktan sonra daha iyi anlaştım. İnce ruhu, hoşgörüsü, sıcak şarabı ve kalbinin emek veren tarafı her daim temiz ve aynı kaldı.

Bu dört kişilik, ne zaman bir araya gelip koca koca kahkahalarla gülseler, çevre dostlar onlara esprili bir dille “Mahşerin dört atlısı” dediler.

Aynı çekirdeğin etrafında dönüp duruyoruz, kâh uzak kâh yakın. Uzaklaşsak da döndüğümüz yer aynı. Hayat ayarlarımızla oynadığında, bizi kendimize hatırlatan, kafa ayarı yapanımızdır dostlarımız, içimizi bildiğini en iyi bildiklerimizdir. 

Renk cümbüşünün tüm renklerine,

Saygıyla ve sevgiyle…

LİMON SARISI

*en kibarından mal diyelim biz bunlara

İlgi: https://renkcumbusukadinlar.com/dort-yaprakli-yonca/

folder_920_201707260845-1
Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler