Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Kırık dökük aşklar yaşamak zorunda kalan kadınlarız biz.

Her şeyi yaparız. Her işe koşarız. Her şarta karşı hazırlıklıyızdır. Tökezleriz, düşeriz belki ama yeniden ve yeniden ayağa kalkarız. Tırnaklarımızdan ojemiz, yüzümüzden gülümsememiz eksik olmaz.

Çocuklarımız, annelerimiz, babalarımız hepsine yetecek sevgimiz ve ilgimiz vardır.

Tek başımıza herkesle ve her şeyle baş etmeye o kadar alışmışızdır ki, yanımızda bir erkeğin varlığına ihtiyaç duymayız. Ya da ihtiyaç duymadığımızı düşünüp kendimizi mi kandırıyoruzdur, bilemeyiz.

Bir tek kendimize vaktimiz yoktur. İçten içe attığımız çığlıklarımızı bir tek biz duyarız, gözlerimizden kalplerimize döktüğümüz gözyaşlarımızı bir tek biz görürüz.

Sesimiz, soluğumuz kendimize kadardır ancak.

Biri durup “Bu hayattan ne istiyorsun?” gibi bir soru sorduğunda verilecek klişe bir iki cümleden başka sözümüz yoktur.

Olur da bir erkek hayatımıza girecek olsa şaşırıp kalırız. Onu hayatımızın neresine koyacağımızı bilemeyiz. Zaten hayatımıza girecek adamın sabrı ve sevgisi yoksa çok da kalamaz o girdiği hayatta. Yürek ister bizim gibi kadınların hayatına girip, kendine yer edinmek.

Aramızdan şanslı olan birkaçımız o erkeğe denk gelir, zamanla öğrenir biz olmanın gerçek anlamını.

Geri kalanlarımız ise kırık dökük aşkına veda edip kaldığı yerden devam eder.

Bazen bir Sertap şarkısında ya da Murathan Mungan dizesinde kendini bulur, küçük bir saniye es verir belki ama yoluna devam eder.

Aşkın ne olduğunu, aşkla biz olmanın nasıl olduğunu bilmeden yaşar gider. Belki de bu yüzden bazı ayrılıklar daha kolaydır bizim için. 

O gün hangi fatura ödenecek, marketten ne alınacak, hangi mail atılacak, hangi sunum hazırlanacak hepsini çok iyi biliriz de, en çok hangi yemeği sevdiğimizi bile düşününce şaşırabiliriz.

Kimseden bir destek beklemeyiz, çünkü zaten yaparız. Usta mı çağırılacak, oto sanayiye mi gidilecek, lamba mı değişecek, yemek mi yapılacak yoksa çamaşır mı yıkanacak? Dedim ya hepsini yaparız.

Bu yüzden hayatımıza giren erkeklerde ne yapacaklarını bilemezler. Kendilerinden bir şey beklenmediğini görenlerin bir kısmı bunu sevgisizlik diye yorumlar, başka bir kısmı dışlanmışlık der adına. Kimi başka birinin daha olduğuna inanır, çünkü bir insanın hatta bir kadının tüm bunları tek başına yapacağına inanamaz. Tüm bu şaşkınlıkla, bir sürü sorgu, bir sürü sualle karşılaşırız.  Bana vakit ayırmıyorsunlar, mesajıma anında cevap vermiyorsunlar, sosyal medyadan gizli takipler falan filan derken bir bakmışız ki bir sevgi daha başlamadan bitmiştir.  Oysa ne biz durup anlatabilmişizdir kendimizi ne onlar bizi anlayabilmiştir.

Çağıl çağıl akan bir nehir gibiyiz biz.  Aktığımız yerde yeşilin, mavinin tonları vardır.  Çiçekler, ağaçlar vardır geçtiğimiz yerlerde, bazen de kayalar, uçurumlar. Ama yine de durmayız akmaya devam ederiz.  İçimizdeki capcanlı hayatla birlikte kocaman bir sevgi de çağıldamaktadır. Önümüze setler, barajlar istemeyiz. Özgürce akmaktır hayalimiz. Setler ve barajlar olmadan, bizim gibi çağıl çağıl akacak bir nehirle birleşip denize kavuşabilmektir hayalimiz.  İki nehrin kavuşup kaynaşabilmesidir.

Ancak o zaman bizim için bir aşk bir hayata dönüşecektir.

TARÇIN

folder_920_201707260845-1
Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler