Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Kaliteli Embriyo
Eksik (!) Kadın

Okurken Dinlemelik Müzik

Yıllar içinde; çevreden, tanıdıktan, tanımadıktan belki okuduklarımızdan belki dinlediklerimizden duyduk: “Anne olma isteği”. Kadınlar ve erkekler ama galiba en çok kadın ve erkeğin anneleri bu istek ile yanıp tutuştu “geç” dendi, “hadi” dendi, “e hadi ama daha ne kadar bekleyeceğiz” dendi, bunlara da muhtemelen evli çift (yahut genel olarak, çocuk sahibi olmak isteyen/istemeyen çiftler diyelim) tarafından omuz silkelenerek yaşamaya devam edildi. 😊

Ta ki, eyvah ya, yaş 40’ı geçti, hadi hemen diye alelacele, seksin keyfinin bir kenara konulup üreme amacına hizmet eden; dümdük çiftleşme ritüellerine dayandığı noktaya kadar. Bekle, dinle, belirti yok, test kap gel, tüh bee gene çizgi ööyle değil, takvime dön, işaretle ☹ bir dön baba dönelim rutini…

Ben çevremdeki kadınların bazılarından duydum, anne olmayı çok istediler. Ve zaten, biyoloji de diyor ki, e normal, hormon falan var… İçinden bir ses kadının kafasına vurmaya başlıyor “Hadi doğur, doğursana, doğurmuycan mı, ne zaman doğurucan” diye diye durmadan. Hatta, bu hormonları çığırından çıkıp evdeyken göğsünden süt gelen arkadaş bile tanıdım ben ki üstelik cinsel hayatına başlamamış yaşlarında hem de (sonrası hormon tedavisi tabii, yapmayın yani öyle şeyleri de)
Bazı kadınlarda ise, evlendikten sonra, step-2 olarak görülen hamilelik hikayeleri var tabii ki (bunu da garipseyerek yahut etiketlendirerek söylemiyorum, kimisi sistemlidir mesela…)

“Eyvah hamileyim” diyerek evleneni de tanıdım, “eyvah hamileyim” diyerek sonlandıranı da.
Günün sonunda hepsi kişinin kendi istekleri, süreçleri, hazırlığı vs tamamen bireysel şeyler, amacım da; haşa; bunlara burnumu sokmak falan da değil hani!

Ben ise tüm bunların aksine, çevremde de çok var olduğu üzere, ne benim içimden bir ses kafama vurdu ne de evlendikten sonraki step’lere geçebildim. 😊 Bir anlamda çılgınlar gibi eğlenip coşarken, hayatımdan gayet de memnunken bir yandan da sistemsel ve step’sel anlamda da yerimde sayıyordum aslında. Genel geçer anlamda çok da erken sayılmayacak bir yaşta evlendim, evlendikten sonra tek kafamıza vuranlar “dış ses”ler oldu, anneler, teyzeler, komşular, arkadaşlar, çocuk sahibi olanlar özellikle 😊. Yani bence benim hormonum falan eksikti yoksa kesin mabadımı daha erken kaldırırdım . 😊 Yaşım bugün 25 olsa (yumurta donduraraktan) yine doğurmak için 30’ların sonunu beklerim dediğim günler yaşıyorum, çünkü ben keyif aldım 30larımdan.. Hem de çok. Hala da alıyorum 40’larımın tadını..

Yani o “anne olmak istiyorum ben” diyen iç ses, ne 18 yaşımda, ne 20, ne 25 ne 30 ne 35 yaşımda  bana hiç seslenmedi açıkçası. Yoksa en azından kalkar bir yumurta falan dondururdum erken erken, sonra gene partilemeye devam ederdim 😊

Bu hormon denen arkadaşlar eğer ki siz de yok ise, çocuk yapmaya karar verdiğinizde, bunu da kendi kendinize beceremediğinizde (!) ve sazı işi bilen birilerine bıraktığınızda, sonradan size ekliyorlar, öyle çok da dert değil yaaa 😊 ağlaya ağlaya çocuk yapmak istiyorsunuz. İstiyorsunuz, çünkü süreç çileli – süreç çileli çünkü resmen zar atıyorsunuz, süreç çileli çünkü “of bu parayla ne tatillere giderdik bee” dediğiniz rakamları, size çocuk yapsınlar ( J ) diye kurulmuş kliniklere gömüyorsunuz 😊 İşin komiği, severek gömüyorsunuz 😊

Size hormon veriyorlar, size, sizde olmayan yumurtaları veriyorlar, sonra ise, “kümese girip” o yumurtaları toplama vakti geliyor. Sonuç sizi memnun edebiliyor, oha diyorsunuz ya, bu yaşta bu yumurta, bravo lem bana . Ertesi gün, embriyolog abilerden ablalardan telefon alıyorsunuz, bir gün önceki tüm o kabarmış göğüs yerde, bir gün önceki sayıdan kalmış elinizde  2 yumurta J Onun da biri “umut bağlanacak gibi değil, çok yavaş gelişiyor”

İşte bu noktada, kim olduğunuzun bir önemi yok. Nasıl bir ailede yetiştiniz, önemi yok. Aileniz dünyanın en okumuş, en güngörmüş bireylerinden de oluşsa, siz dünyanın en adil en müthiş ailesi tarafından da yetiştirilseniz, en iyi okullarda da okumuş olsanız, dünyanın en “ideal” psikolojisinde veya zihin yapısında da olsanız, muhtemelen yüklenmiş hormonların ve ilaçların da etkisi ile, başınızı ellerinizin arasına alıp düşünmeye başlıyorsunuz ki evet dünyanın en gereksiz hareketi! Ama yapıyorsunuz. Böyle film şeridi gibi gelip geçmeye başlıyor gözümden, ben ne ara bu yaşıma geldim – ben neden daha önce hareket etmedim, ben neden yeterince yumurta üretemedim. Burada takılıp kalıyor zihin bir süre. Neden o yumurtalar dün vardı, bugün yok. Ve bu an, dünyada bir tek siz varsınız, o an, kendinizden utanarak bir silik fikir gelip geçiyor aklınızdan “Eksiklik bende mi” – “Ben ne yaptım “ – “Ben ne yapmadım” – “Neden bunları yaşıyorum”

Değil…
Çünkü bu bir eksiklik değil.

Sonra, düştüğünüz yerden çıkmak birkaç dakika ile birkaç gün arası sürüyor, bu süreci biraz uzatan da, embriyoların bekleme ve sizin haber alma sürenize göre değişiyor tabii ki.

Dileğim odur ki o veya bu sebeple benzer süreçlerden geçen insanların, partnerlerinden ve ailelerinden, durum açıklandı ise dostlarından destek görebilmesidir. Kendi adıma bu şansa fazla fazla sahiptim. Ama bu yine de, elimde kalan 1 tek yumurta için üzülmeme engel olamıyordu. Çünkü neden daha fazla olmasındı? Hep öyle yetişmedik mi, neden 100 metre daha fazla değil, neden 3 kg fazla verilmedi, neden bin tl faha fazla kazanılmadı, ev neden 150 metrekare değil gibi sürer gider. Hep daha fazlasını arzulamadık mı? Şimdi n’apıcam ben 1 yumurtayı ?   

Sonra, öğreniyorum ki doktorumdan, “üzülme kız, 1 tane ama iyisinden J Savaşa girmek için iyi bir askerimiz var elimizde.”

Ama 1 yani

Başlıyoruz yeniden süreçlere

Ama bu defa daha matematiksel. Artık algım matematiksel daha doğrusu. Biraz daha prosedür gibi, daha sayısal bakıyorum, bana verilen hormonların durup durup beni dürtüp ağlatması falan olması bayaaaa da mekaniğim nerdeyse! Telefonda size gelebilecek en kötü haberi önceden tahmin edebiliyorsunuz artık. Biraz daha hazırsınız. Çünkü bu yoldan bir kez geçtiniz.

Aslında daha önce geçmeseniz de yol belli. Sürece olan katılımınızı zaten sağlıyorsunuz, daha fazlasına zaten imkan yok. Kaldı ki, zaten daha yolunuz da var, düşecek ve kalkacak zamanlar yine olacak. Ne yaşanacaksa o yaşanacak. Önce siz, önce sizin varlığınız..Bir kadın, anne olmak istemeyebilir, anne olmak isteyip olamayabilir, anne olmayabilir.. Bu ne eksikliktir de başka bir şey. Siz hala sizsiniz. Eksik değil, fazla fazla…

Embriyo Kalitesi 5/AA Ne Demek?

5 rakamı blastokist aşamasındaki embriyonun genişleme seviyesidir. Genişleme 1’den 6’ya kadar sınıflanır ve 3,4,5 ya da 6 olması iyi kalite olarak kabul edilir5 olması idealdir. Embriyo kalitesi 5/AA; blastokistin çatlama aşamasında olduğunu, zona pellucidanın inceldiği aşamayı temsil ederken 5 rakamından sonraki iç hücre kütlesinin değerlendirilmesi için kullanılan ilk a harfi, sıkıca paketlenen çok sayıda hücre varlığını ifade eder. En sonda yer alan a harfi ise blastokisti çevreleyen çok sayıda hücrenin birbirine sıkıca tutunduğunu gösterir. “Embriyo kalitesi 5aa ne demek?” sorusu bu şekilde yanıtlanabilir.

Kiremit Rengi

grade5aa
Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler