Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Errrkek Renkleri

Okurken Dinlemelik Müzik

Merhaba ben Mor(t)civert…

Günümüz gençleri hala “mort ettim/oldum” kalıbını kullanıyorlar mı bilmiyorum ama bu eski ifadenin rengimle bütünleşip, ait olduğu yer hep burasıymış gibi cuk oturduğunu hissediyorum ve rahatsız etmeyi bir borç bilen üslubumu görünce sanırım sizler de bana hak vereceksiniz 😉

Renk Cümbüşü Kadınlarda son podcasti dinlerken yav bu erkeklerin rengi olsa ne olurdu, sorusu düştü aklıma. Kendimce komikli renkler bulmaya çalışırken renk sahipleri erkeklerin birer birer karşıma geçip, kendilerini ve renklerini anlatmaya başlamaları ile fazladan bir virgül bile eklemeden olduğu gibi buraya aktarmayı borç bildim.

Buyrun errrkekler ve renkleri..

Ben Sidik Sarısı, hani genel tuvaletlerin veya duvar diplerinin yanından geçerken bir an midenizi kaldıran o pis amonyak kokusu vardır ya, ha işte o benim. Off yavrumcu, hepsi seninmici olarak da bilinirim, renktaşlarımla korkak herifler olduğumuzdan birbirimizden güç alacak şekilde ekip halinde gezer veya bir yerlere tüner ve kadınlara laf atmayı maharet sayarız, mide bulantısıyızdır ama genellikle uzatmaz, bir sonraki gelene sararız. Bu arada senin götte iyiymiş hani, pantolonun olayım da giy beni be Mor(t)civert.

Ben İrin Yeşili, rengini aldığım irin gibidir ruhum; çürümüş, leşleşmiş ve hastalıklıyımdır. Kişiliksiz ve yetersizliğimden dolayı evimin dışında başkalarınca horlanıp, itilip kakılmanın bedelini karım ve çocuklarımın ödemesi gerektiğine inanırım, bana la diyecek olanın çığlıkları mahalleyi tutana kadar kemiklerini etinden ayırır, insan içine çıkamayacak hale getiririm. Mor(t)civert hanım niye öyle ters ters baktınız bana, siz makam mevki sahibi birine benziyorsunuz, yanlış anlamayın, kadınlara saygım sonsuz, sonunda beni de bir ana doğurdu, kem küm kem..

Ben Takunya Siyahı, kusura bakmayacaksınız hanım kardeşim, yaradılış bunu gerektirir, erkek nefsi diye bir gerçek var, değil öyle kalçaları göğüsleri sergilemek, mümkün olduğunca oturun baba/koca ocağında, her iki cinsin yeri, görevi bak ne güzel belirlenmiş, erkek ailesinin ihtiyaçlarının temini için çalışır, dışarıda vakit harcar, kadın ise evini güzelleştirir, ailesini doyurur, çocuklarını büyütür ve herkes edebince yaşar gider. Bana göre cehennemin kapısında sana göre medeni bir yerde yaşıyorsun diye benimle çok fazla karşılaşmadığın için mutlusun ya, senin o kız kardeşlerim dediğin çoğu kadın benim kurallarıma göre yaşamak zorunda olduğunu, yaşamazsa başına geleceklerin neler olduğunu gayet iyi bilir. Elbet bir gün tüm kural kaideyi sizlere de öğreteceğiz. Merak ettin diye kendimi anlatmak için geldim yanına ama sutyen takmadan tişörtünü giymiş olduğunu bilseydim, zinhar gelip, burada konuşmazdım, ateşlerde yanarken hatırla beni.

Ben Balgam Grisi, yapıştığımı mümkün değil bırakmam. Ne hayırdan, ne de durdan anlarım. İstemiyorum seni, herkes kendi yol ve hayatına devam etsini asla kabul etmem. Keneye benzetenler var beni, neymiş tutunduğum kadının kanını emip, son damlasına kadar kurutmayı sevda zannediyormuşum, pehh bunu diyen garipler benim sevdiğim gibi hiç sevilmemişler ki nereden bilsinler gerçek sevdayı. Beni ne mahkemelerin vereceği uzaklaştırma kararları, ne ağlayıp yalvarmalar durduramaz; sokak ortasında, işinde, okulunda veya evinin içinde boğarım, yakarım, bıçaklarım, vururum, yani gereğini yaparım. Sizler bir kadının başına gelebilecek en büyük bela olduğumu düşünseniz de, aslında sevdanın ta kendisiyim. Ahhh be Mor(t)civert, bu kadar suratsız olmasaydın, ya benim ya kara toprağın olurdun.

 Ben Bok Kahvesi, toplumun yaklaşık %6’lık bir kesimini oluşturduğum söyleniyor, psikiyatrik olarak “Narsist Sapkınlık” veya “Narsistik Kişilik Bozukluğu” deniyormuş benim gibilere. Genellikle toplum içinde iyi aile babası, eğitimli ve başarılı iş güç sahibi, fedakâr ve anlayışlı arkadaş vb sıfatlarla tanınır ve sevilirim. Gölgemde saklanan gerçek ise: yetersiz ve tatminsiz benliğime/hayatıma katlanabilmem için kadınlara ihtiyaç duyuyor olmamdır; rengini aldığım boktan egomu şişirecek, libidomu hareketlendirecek, gel deyince gelecek, git deyince püf kaybolacak kadınlar ile onların sömürebileceğim sevgi, şefkat ve ilgileri ekmek gibi su gibi gereklidir bana. Başlarda kulaklarına şiirler okur, şarkılar ithaf eder, gözlerinin içine bakar ve aşığım derken, sonraları ise özenimden eser kalmadığı gibi, canını yakıyor olmaktan sadistçe haz almaya başlarım veya yok sayar, aramam sormam, çok sıkışırsam hacıya bağlar, “pisim ben”, “mal bu” der sıyrılırım.  Yani kadınları bir havalara uçurup, bir yerin dibine batırmalarım, ben gibi hastaların ilişki döngüsünün tipik davranışlarıdır.  Neyse ya ittiret bunları be Mor(t)civert çoğu insanın bilmediği ama benim çok eskilerden beri bildiğim bir şiir var, okuyayım mı senin kulağına da 😉 Sakın bana şerefsiz deme alınıyor -muş gibi yapmak zorunda kalıyorum.

Ben Göl Mavisi, rengini aldığım göl gibi sakin duruşumla ve sevdiğim kadına gönülden bağlılığım ve sadakatimle bilirsiniz beni. Ne yazık ki; çoğunluğumuz romanlarda, pek azımız yeryüzünde yaşıyoruz artık. Kendimi anlatmam gerekiyor, biliyorum ama malum aslolan olan sözler değil, eylemlerdir ve hükmünüz ne olursa şimdiden razıyım, ne bir eksik ne de bir fazlayımdır. Şimdi izninle, bu gece dolunay olağanüstü  ve sevgilim ilk kadehini dolunaya kaldırmak için beni bekliyor.

Ferhat, Mecnun, Mem’in Yürek Kırmızısı rengi gelir mi ki diye beklerden göklerden geldi haber.

Öldük biz…

                                                 MORCİVERT

Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler