Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

DÖRT YAPRAKLI YONCA

Çocukluklarının gömülüp kaldığı ve çıkmadığı bedenlerinden onu çekip alma isteği içinde olunca yıllar, karşı koymaya çalıştılar var güçleriyle. Yosun saçlı kız, kirpiklerinin kıvrımında saklı duran, doğanın kızı ve ben , bir yürek.

Biz hep hatırlarız, geçmişe sımsıkı bağlı olanlar. Yaşlanınca değil be sadece anıların defalarca yaşanması, yoksa doğru da bizler mi yaşlı yüreklere sahip olduk genç vücutlarımızda. Bir yol ayrımı artık aramızda var olan.  Geçmiş dört yılın  sonu olan. Çocuk yüzleriyle buluştular yüzlerinde bir yurt bahçesinde dört yıl önce. Bahçeydi çiçeksiz de olsa, çöpleri bir yana yan yatmış da olsa ; o bahçeydi çağrılan adlarının havada dalgalanmasından sonra fırlatan bedenlerini pencerelere. O bahçe yeni adlara ev sahipliği yapacak artık. Eskilerse yapışmıştır duvarlara, eskidir bilinmez olur artık adlarımız ve duvarlara yazılır bizlerce kendi anı düşlerimizde.

O bahçe , yeşili olmayan bahçe avlu desem daha iyi uyacak sanki…  Şimdi renkli çiçekli, banklı, havuzlu ve tanımadık insanlı …

Ben bahçe denilen avludan girdim ilk elimde bavulumla, babam ve kardeşimle. Yurtmuş burası… Yurt adı niye verilir ki hiç anlamadım hala anlamam. Soğuk, yabancı bir bina oysa ki yurt tanımının insanı yakalayıp güvende hissettiren tanımından ne uzak. Anadoluhisarı’nda bir yurt benim yurdum. Geçecek dört yılımın odası sekiz kişiyle paylaşacak da olsam benim odam. Sabırsız kıpırdadım, içeri girecek olmam sanki girip kapalı kalacakmış hissim.  Kardeşimim gözlerinin mavisine bakıp dinlenmek isteğim. Gözlerinin içine baktım, soluklandım yalnız değildim. Yarım da buradaydı bu bilinmez kentte benim bilinenim olarak.

Birden kapıda gözüktü, aslında kapıya bakan gözlerimin boşluğunu dolduruverdi, gözlerim ona boyalıydı şimdi, o gülüşe o yeşil gülüşe. “Merhaba, hoş geldiniz” dedi. Tanımadık merhaba böyle güzele durabilir mi? Biraz sonra kalacağım yalnızlığımı yüklenip akabilir mi ? Yurdun güzel ev sahibesi doğanın kızı, hayatıma dört mevsimin yazı olarak girdi.  O yazda yağmurda yedim ben, soğukta dişlerim de çarptı  birbirine ama güneş hiç eksilmedi yaz olarak girdi hayatıma ve yaz olarak kaldı.

Yosun saçlı kız da hatırlar mı bilmem ama ben hatırlayamıyorum, ben ve o nasıl geçtik yaşantılarımıza. Onunla ben farklılıkların kaçınılmaz çekimi belki de. İlkin büyük gözler ve dudaklarla konuştum, ikisi de kocamandı kapladı beni, sonra yüreğine değdim o da benimkine, kapladık bizi bizle. Sarmal bir merdivende onun ruhu inişli çıkışlı kendinde. Yosun saçlıdır o, ondandır belki de dolanıp gitmemem ondan, tutunduğun zaman sımsıkı sarmalamasından.

Dedim ya farklıyız benim gürül gürül akmam şaşırtırdı onu çoğu zaman sus işareti yapardı elini dudaklarını götürüp, hastaneleri yaşadım bazen o yüzden. Bazı zaman ise kendinden çağlar taşar dışarı hastaneleri yıkar kahkahaları ile. İşte o zaman beni de yıkar tuzlu suyuyla, dolanır yosun yosun benim kahkahama benim saçları yosun, sevgiyle yoğun dostum.

Zamanda düşünsel bir yolculuk yapsam, ilk duraklarımdan birisi de deli gibi yağan yağmur altında birbirlerine sımsıkı sarılmış ve çığlıklar atan iki insanın buluştukları yer olur demiştim yıllıkta onun için, o gün hayatıma en sevdiğim yeri olan kıvrık kirpikleri ve altında kırık küçük bir çocuğun mahzunluğunu taşıyan gözleriyle girdi ve o gün çağırdı beni yağmura ve deliliğe … Öyle demişti doğruydu. O yurt tanımından uzak, bahçe adlı avluda bizi izleyen ve alaycı gözlerle bakan yüzlerce göz umurumuzda değildi, buluştuk. Işık saçıyordu yağmur ve bizler sırılsıklam kahkahalarla ıslanıyorduk ve gerisi hiçti, hala öyledir.

 Ve ben her çarptım; kimi güleç, kimi hüzün, kimi sevgi kimiyse acı pıt pıtlarıyla yürek yürek…. Kendim için, onlar için,bizim için.

Dört genç kız, geride bırakılan çocuklukları yurtta kaldı ve yaşama adım atıldı; ha gayret diyerek…

                                                                                                   KIRMIZI

 

 

 

 

 

folder_920_201707260845-1
Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler