Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Depresif Sizsiniz

Okurken Dinlemelik Müzik

Kendini bir çukurun dibinde, tünelin içinde veya kazdığı mezarının başında hissedenler, yani depreşmenin hakkını fazla fazla verip artık alacaklı hale gelenler, parti kursak iktidar olmamıza yetecek sayısal üstünlüğe ulaşırız gibi, ne dersiniz 😉

Peki bu sayısal üstünlüğe biz kadınların çok ama çok katkısı olduğu gerçeği de tartışmaya kapalı bir biçimde neden doğrudur?

Fiziksel zayıflığımızın yanında duygusal olarak da ezik olduğumuz için mi?

Yoksa;

Çocukluklarında amcalara sergilenmesi gurur vesilesi yapılan organların yanında kapa kız bacaklarını, doğru otur bakiim’lerden, yetişkinliklerinde  çapkın/hovarda gibi sevimli bir edayla söylenen sıfatların erkeğe özgü olup, zinhar kadına yakıştırılmayan, aksine şraak bir damga gibi kullanılan “o” malum yakıştırmalara kadar başlayan toplumsal kabullerin çifte standartları mı boğar bizleri.

Onaylanmak arzusu veya kınanmak korkusuyla elalemin ne diyeceğine hep kulak kesilmeye zorlandığımızdan benliğimizin sesini duyarak, paşa gönlümüzün dilediğince yaşamanın, burnumuzun dikinin gösterdiği rotada ilerlemenin ciddi bir mücadele ve bedel anlamına gelmesi midir bizleri dermansız kılan.

Evlenilecek/eğlenecek kadın ayırımları mıdır, kimliklerimizi alt üst ederek kişiliklerimizi parçalayan.

Yıllardır yaşadığımız, sokaklarında binlerce adım attığımız mahallelerimizin akşam karanlığı çöktüğünde bizler için olası “suç mahalli” haline gelip; güven ve rahatlık duygularımızı yitirmemizden midir korkaklıklarımız.

Kadının kahkahası, rujunun kırmızısı, eteğinin boyu, bekaretinin durumuna kadar kişisel tüm davranış biçim ve tercihlerimizin siyasetçisine kadar uzanan biçimde kınanıp, eleştrilmesi midir bizleri çıplak/korunaksız hissettiren.

İşinde yeterliliğini kanıtlamak için erkek meslektaşından çok daha çok çalışması gerektiğini ve bu şekilde hakkı olan o üst pozisyona uygun bulunacağının bilinmesi midir sürekli yeterliliğimizi sorgulatan.

Evliliğinde veya ilişkisinde eşit söz hakkına sahip, ortak hayatlarına ait iş ve sorumlukları adil şekilde paylaşan olabilmek, olmadığında buraya kadarmış diyebilmek için ekonomik ve sosyal anlamda güçlü olmanın gerektirmesi midir bizleri tutsak hissettiren.

Ve daha daha nice niceleri..

Yani kadınların içine düştüklerini hissettikleri çukurun dibi, karanlığında kaldıkları tünelin içi veya kendi kazdıkları mezarlarının başında dikilmeleri duygusal olarak hassas/dengesiz/zayıf- oldukları için değil, sosyal, ekonomik ve kültür düzeyinin ne olduğunun da önemsizleşerek mutlaka bir şekilde nasibini aldıkları ve binlerce yıldır kadına biçilen ama artık çoook dar gelen kalıplara sığamayıp, nefessiz kalmalarındandır.

Zaman çizelgesinde ibrenin benim için hatırı sayılır bir noktayı göstermesi ve toplumun her kesiminden tanıdığım kız kardeşlerimi de dikkate alarak rahatlıkla genelleme yapma hakkını kendime tanıyorum; Ve evet, anksiyete krizleriyle boğuşuyoruz, en basitinden gece sıktığımız dişlerimizin acısıyla güne uyanıyoruz, yerli yersiz ağlamaya başlıyoruz, tedirgin ve kaygılı ruh hallerimizi anti depresanlarla dindirmeye çalışıyoruz ama yine de ev/iş/eş-sevgili/evlat/anne/kardeş/arkadaş olarak her şeye yetişmeye, her işi bitirmeyi de başarıyoruz, çünkü kadın olmanın doğasındaki o muazzam/mucizevi ve benzersiz güce sahip olmakla ayrıcalıklı kılınmışız. 🙂

KARA

folder_920_201707260845-1
Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler