Renk Cümbüşü Kadınlar

post-header

Alis Manirezm'in Doğumu

Okurken Dinlemelik Müzik

Kadın elinde bele sarılan kuşakla ayakta dikilmiş ve kocasının kuşağın bir ucunu tutmasını bekliyordu. Kuşağın ucunu aldı ve beline oturttu ve tam dört tur döndü, ucunu çengelli iğneyle tutturdu. Bu kuşak adamın günlük aksesuarıydı ve eğer onu takmazsa taşıdığı ağır eşyalar belinin ağrımasına neden oluyordu. Üstüne kıyafetlerini giydi ve işe doğru yola koyuldu. Kadın adamın ardında kapıyı kapatarak saate baktı saat 04,30 ve kendi kendine daha üç saat uyuyabilirim dedi. Ağır ağır yatağına doğru gitti ve gözlerini kapatıp uykuya daldı.


Kadın uyuyalı daha bir saat olmamışken karnında bir hareketlenme başladı ve büyük bir sancıyla ayağa dikildi ve çok sakin bir şekilde 6 çocuğunun en büyüğü olan kızına seslendi. Fatma uyan ve koş büyük dayına haber ver, doğum başlıyor dedi. Fatma gözlerini açmamakta ısrar edince onu birkaç kez dürtmek zorunda kaldı. Fatma ne olduğunu anlamadan sabahın beşinde, evden fırlayıp büyük dayısının evine doğru koşmaya başladı. Koşmasının nedeni doğumun başlaması değildi, koşmasının nedeni karanlıktan korkmasıydı. Aslında hava da biraz biraz aydınlanmaya başladı diye düşünerek kendini rahatlamaya çalıştı.


Kadın evde doğacak çocuğu için hazırladığı bohçayı buldu ve evin içinde tur atmaya başladı. Aslında bu çocuğu istemiyordu. Ondan kurtulmak için bir kez iğne olmuştu ve birkaç kez de hap almıştı. Ama gelen inatçıydı ve rahme tutunmuştu bir kere. Doğurmaktan başka şansı yoktu ve o gün de gelmişti. Tam bunları düşünürken bacaklarının arasından su boşaldı ve o an anladı diğer yedi çocuk gibi bunu da evde doğuracaktı, hastaneye yetişemeyecekti.
Ağır adımlarla banyoya doğru gitti, teneke leğeni eline aldı ve salonun tam ortasına koydu. Her zaman hazır olan sıcak suyunu teneke leğenin içine boşalttı. Makası ve bezleri buldu, Pijamasını çıkardı ve leğenin içine oturdu. Tecrübe işte birkaç ıkınmayla doğumu başlattı ve çocuğunu büyük bir sakinlikle dünyaya getirdi. Çocuğunun kız olduğunu gördü ve memnun kalmadı, oğlan çocuklarını daha çok seviyordu. Elini teneke leğenin yan tarafına uzattı, makası buldu. Makası iyice eline yerleştirdi, artık doğmuş olan kızının göbek kordonunu itinayla kesti ve ucunu bağlı. Daha sonra bebeğinin el ve ayak parmaklarını kontrol etti. Bütün bunları büyük bir sakinlikle yaptı. Ben annemi aslında hiç heyecanlı görmedim hayatım boyunca. Hüzünlü gördüm, ağlarken gördüm, mutsuzken gördüm, kızgınken gördüm ama hiç heyecanlı görmedim. Ve en sonunda leğendeki suyla bebeği yıkadı, sonra hazırladığı kundağına yatırdı ve onu sarıp sarmaladı.
O gün tarihlerden 1 Haziran 1969 yılıydı, günlerden Pazar ve saat 05,25’de o teneke leğen içinde doğan bebek benim. Sadece nefes alıp almadığımı kontrol etmek için kıçıma vurduğu şaplaktan dolayı ağlamış olan ben, hiç ağlamamışım. Bana dair anlattığı hatıralarda onun sütünü doğru düzgün emmediğim ve sürekli tek başıma olduğum, kimseyle konuşmak istemediğim şeylerle ilgiliydi.


Şimdi o teneke leğenden ve o yıllardan fersah fersah uzakta olan ben, ailemden uzak olan ben, köklerinden uzak olan ben ve benim hikayem devam ediyor. Bu cümleyi hangi yazarın ya da kimin kurduğunu tam olarak bilmiyorum ama her okuduğum ve her düşündüğümde, çok doğru bir söz olduğunu bir kez daha kabul ediyorum; doğduğun coğrafya ( sanırım İbn-i Haldun) ve doğduğun ev senin kaderindir (Bu da sanırım Gülseren Buğdaycıoğlu). Yıllarca doğduğum eve ve doğduğum coğrafyaya karşı mücadele ediyorum.

ANTRASİT

Önceki içerik
Sonraki içerik
İlgili Diğer İçerikler